NuRhaN's

Bu dÜnYa kEvN-Ü FeSaT AlEmIdIr..HeR ŞeY BiR TaRaFtAn oLuŞuR BiR TaRaFtAn bOzUşUr..

Ramazan boyunca ttuğunuz oruç sonra bayramda 'yeme içme' özgürlüğüne kavuştuğunuz yanılgısı ile sakın ola besinlere saldırmayın. Önce bu uyarıları gözden geçirin:

Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. İpek Ağaca, “Ramazan bayramında sağlıklı beslenme” hakkında bilgi verdi.
 
Bayramda tüketilen şekerli besinler, tatlılar, hamur işleri kilo alımlarına neden olmaktadır. Bunun yanında; gaz sıkıntıları, şişkinlik, hazımsızlık, mide bulantıları, baş ağrıları, tansiyon yükselmeleri, şeker komaları gibi sağlık problemleri de ortaya çıkabilmektedir. Halbuki bayramda da beslenmeye dikkat edildiğinde formunuzu ve sağlığınızı koruyabilirsiniz. İşte bazı öneriler:
 
Misafirlerinize sağlıklı ikramlar yapın.
Şeker bayramında ikram edilen baklava gibi şerbetli tatlılar, şekerler, pastalar, çikolatalar, hamur işleri, meşrubatlar, şekerli ve asitli içecekler bireylerin hem kilo alımlarına sebebiyet vermekte; hem de kan şekerlerinde hiç istemediğimiz dalgalanmalara neden olmaktadır. Özellikle diyabetli bireylerde bu besinleri tükettikten sonra kan şekerlerinde meydana gelen hızlı yükselme, çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Tüm bu sebeplerden dolayı misafirlerinize yaptığınız ikramların cinsine, çeşidine, hatta miktarına dikkat etmelisiniz.
 
Tatlılardan neler ikram edilebilir?
Şerbetli, çok ağır tatlılar yerine sütlü tatlıları (Sütlaç, güllaç, muhallebi, dondurma, tavuk göğsü gibi) veya meyve tatlılarını (Ayva tatlısı, armut tatlısı, elma tatlısı, kabak tatlısı gibi ) tercih edin. Böylece ikramda bulunduğunuz kişilerin hem sağlıklarını korumuş olacaksınız; hem de bu tatlılar onları memnun edecektir.
 
Misafirlerinize meyve ikram edin
Misafirlerinize meyve ikram edebilirsiniz. En lezzetli, doğal ve hafif tatlı olan meyveler hem çok sağlıklı hem de çok keyifli ikramlardır. Bütçenizi de kontrol altına alacak olan bu çözüm, misafirlerinizin sağlığı için de oldukça önemli bir adım olacaktır.
Karpuz, kavun, elma dilimleri, armut dilimleri, ananas dilimleri, erik, kuru incir, şeftali vb. meyvelerden oluşan bir meyve tabağı hazırlayabilirsiniz. Ama tabi miktara dikkat! 1-2 porsiyonu geçmemeli.
 
Meyve ve sebze tüketimine dikkat!
Şeker bayramında tatlı ve hamur işleri tüketimi artmakta; fakat meyve, sebze tüketimleri azalmaktadır. Yetersiz miktarlarda alınan posa bağırsakların düzensiz şekilde çalışmasına da neden olabilmekte, kişileri sağlık açısından sıkıntıya sokabilmektedir. Gün içerisinde mutlaka 3-5 porsiyon meyve tüketmeye gayret edilmeli, sebzelerin ana öğünlerde mutlaka yer almasına önem verilmelidir. (Salatalar, sebze söğüş, etsiz veya etli sebze yemekleri olabilir)

İkram ettiğiniz içecekleri sağlıklı hale getirin
Bayram ziyaretlerinde genellikle kola, diğer asitli içecekler, hazır meyve suları ikram edilmektedir. Kan şekerini hızlı şekilde yükseltme özelliği olan ve fazla miktarda kalori içeren bu içecekler yerine; misafirlerinize taze sıkılmış meyve suları, ayran, evde yapılmış şekersiz limonata, şekersiz kompostolar, su, maden suyu, doğal bitki çayları ikram edebilirsiniz.
 
Öğünlerinizi atlamayın
Yapılan bayram ziyaretleri günlük beslenme düzenini değiştirebilmektedir. Kişiler öğünlerini atlayabilmekte, dolayısıyla sağlıklarını riske atabilmektedirler. Bayramda öğünlerin düzenine mutlaka dikkat edilmeli, 6 öğün beslenilmelidir.

İsveçli bilim adamlarının yaptığı bir araştırmada, cep telefonu kullanan çocuklarda beyin tümörü olasılığının 5 kat arttığı belirlendi.

Londra’da konuyla ilgili düzenlenen bir toplantıda sunulan bildiride, beyinleri ve sinir sistemleri hala gelişmekte olduğu için, 16 yaşın altındakilerin cep telefonlarının yaydığı radyasyona daha fazla maruz kaldıkları kaydedildi.
Daily Mail’in haberine göre bilim adamları, çocukların kafaları daha küçük ve kafatası kemiği daha ince olduğu için radyasyonun beyne daha kolay nüfuz ettiğini düşünüyor. 

Araştırmanın önemli bir bulgusu da bir kişi cep telefonu kullanmaya ne kadar erken başlarsa beyninde tümör gelişme riskinin o kadar fazla olduğu.

Orebro Üniversitesi Hastanesinden Prof. Lennart Hardell, 20 yaşın altınd acep telefonu kullanmaya başlayanlarda, glial hücrelerden gelişen, bir çeşit merkezi sinir sistemi tümörü olan "glioma" olasılığının 5 kat arttığını söyledi.
Birincil beyin tümörlerinin yarısını gliomaların oluşturduğu bildiriliyor.

Prof. Hardell, evde kullanılan kablosuz telefonların da cep telefonları kadar riskli olduğunu, bunları kullanan çocuklarda glioma riskinin 4 kat arttığını söyledi. 20 yaşın altında cep telefonu kullanmaya başlayanlarda iyi huylu olarak bilinen işitme siniri tümörü "akustik nöroma"nın gelişme riskinin de5 kat arttığı kaydedildi.

Araştırmacılar, cep telefonu kullanmaya 20’lerinden itibaren başlayanlarda ise glioma riskinin yüzde 50, akustik nöroma riskinin iki kat arttığını belirttiler.

Çocukların cep telefonuyla çok fazla haşır neşir olduğuna işaret eden bilim adamları, 12 yaş altındaki çocukların cep telefonunu sadece acil durumlarda kullanmaları tavsiyesinde bulundu.

New York Eyalet Üniversitesinden David Carpenter, cep telefonu kullanımı neticesinde gelecekte beyin kanserleri salgınıyla karşılaşılabileceğini söyledi.

Bu arada, İngiltere’de cep telefonlarının sağlık üzerindeki etkisiyle ilgili 90 bin kişiyi kapsayan bir araştırma yürütülüyor.

Havaların soğumasıyla hayatımızda yerini alacak gribe karşı direnmenin yolları:

1) Grip aşısını ihmal etmeyin. Özellikle yaşlılar.

2) Sık sık ellerinizi yıkamayı unutmayın.

3) Çalışma masanızı antibakteriyel mendillerle silin.

4) Oda nemlendirici veya burun spreyi kullanın.

5) Düzenli egzersiz ve spor yapın, böylece bağışıklık sisteminiz güçlenir.

6) İyi uyuyun.

7) El sıkıştıktan hemen elinizi yıkayın.

8) Elinizi göz, ağız ve burnunuza değdirmeyin.

9) Elle tutulan yiyecekleri elinizle yemeyin, çatal ve bıcağı kullanın.

10) Sigarayı bırakın.

Ard arda yaşanan toplu bebek ölümleri neresinden bakarsanız skandal. Ama dikkat çeken bir de ayrıntı var: Bu kadar çok premature bebek normal mi?

Umur Talu'nun köşe yazısı

Her bebek kendi göbeğinden...

Bir hastanede 76 bebek...
Bir başkasında bir gecede 13 bebek. "Normal"i bir hastanede bir ayda 15, 16 bebekmiş!

"Normal" denen, memleketin "bebekleri"ni hastanelerde dahi yaşatamamasına dair bir şey.
Mezrada değil.
Ücrada değil.
Ankara ve İzmir'in "Eğitim ve Araştırma" hastanelerinden bahsediyoruz.
Bebeklerden en cılızları, en zayıfları, en dirençsizleri doğar doğmaz "ilk eğitim"i alıyorlar:
Doğarken ölmek de normal!

"Araştırma" yapanlar herhalde şuna dikkat ediyordur:
Bu kadar çok prematüre bebek doğumu normal mi?
Hastanede mikropla, enfeksiyonla düşen, ilk nefesi son nefesiyle buluşuveren parmak bebekler, bu bir satırlık ömre hangi kadersiz kaderler tarafından sürükleniyor?
Birtakım başka "tıbbi, genetik, etik" sorunlar dışında...
Hangi babaların ne kadarcık gelirleri ne kadarcık bebekleri besleyemeyebiliyor ana karnında?
Bu kadar çok anne, ister başbakanlık genelgeleri çerçevesinde "bir, iki, üç daha fazla çocuk" uğrunda enkaza döndürsünler bedenlerini, ister daha ilk bebeciği hemen oracıkta teslim etsinler, neden besleyemiyor kendi bedenini, bedeninde milim milim büyümeye yatan bebeğini?
Ankara'da tek bir hastanedeki "kitlesel bebek ölümleri"nden sonra hazırlanan kimi raporlar da bunlara dikkat çekmişti.
Doğu'nun, Güneydoğu'nun, Karadeniz'in, İç Anadolu'nun çok köşesinde "normal"di zaten.
Ama işte "büyük kentler"in küçücük bebekleri... Sıra sıra ölüme doğuyorlardı.
Daha az beslenen daha çok anneden daha güçsüz daha çok ölü bebek.
"Hastane enfeksiyonu"na yakalanmaları için (genellikle) önce daracık gelirli bir aile, kötü beslenmiş ve doktor gözetiminden uzak kalmış bir anne, zayıf veya erken doğumla "yoğun bakım"a yığılmış bebekler gerekiyor.
Sonra; raporların ölümlerin ardından gösterdiği gibi, aşırı yüklenmiş, personeli eksik, eğitim sorunlu, temizlikten dertli, anormalleri normal saymaya hazır bir hastane.
İzmir'deki hastanede "yeni servis"te 45 bebekten 30'u prematüre imiş.
Ankara'da "yenidoğan yoğun bakımı"ndaki 500 bebeğin o günlerdeki toplam doğuma oranı yüzde 27.4 idi.
Bunların içinde yüzde 13'ü de 1500 gram altındaki parmak bebeklerdi.
Hem hastanenin kapasite üstü hasta almak zorunda kaldığı, hem sağlık personelinin kapasite üstü çalışmak zorunda kaldığı, hem de dikkat ve sağlık kapasitesinin epey düşük olduğu belirlendi.
"Sosyal devlet", en büyük iki kentte de böyle bir şey işte!
Sanmayın ki, umutla, heyecanla, sabırla veya sabırsızlıkla beklenen, en minik halinde dahi uzun bir hayatı olsun istenen bebeğin "hiçbir maddi karşılığı" olamaz!
"Mahkeme", üç yıl önce Edirne Tıp'ta ölen bebeklerden kiminin ailesine tazminat ödenmesine hükmetmişti:
Maddi 8 bin 295 YTL.
Anneye manevi 10 bin YTL.
Babaya manevi 10 bin YTL.
Öyle işte!
Birkaç günlük ömürlerinden ailelerine minik bir miras dahi bırakmıştı, adını, göbek adını, soyadını da alıp bir mikroba binerek tüy gibi uçuverenler.
(Sabah)

Kendinizi huzursuz hissediyor, yemek yiyemiyor, uyuyamıyorsanız, nedeni mevsim değişikliği olabilir, deprasyondan korumak için şunlara dikkat

Yapılan araştırmalar, depresyon tanısıyla tedavi gören hastaların yüzde 65'inin sonbahar ve ilkbahar aylarında psikiyatri kliniklerine başvurduğunu gösteriyor. Dr. Zafer Atasoy, güneş ışınlarının azaldığı ve tatilin bittiği sonbahar mevsiminin insan psikolojisini olumsuz etkilediğini söylüyor. Bu dönemde insanın içinden hiçbir şey yapmak gelmediğini ifade eden psikiyatri uzmanı Atasoy, özellikle çocukların, gençlerin ve yaşlıların dikkatli olması gerektiğini kaydediyor.

Depresyonun günümüzün en yaygın hastalıklarından biri olduğunu anlatan Atasoy, en büyük sıkıntının yazdan sonbahara geçişte yaşandığını belirtiyor. Azalan güneş enerjisinin beyin yapısını olumsuz etkilediğini ifade eden Atasoy, "Bu döneme uyum için daha fazla çaba sergilemek gerekiyor. Özellikle uyum becerileri yeterince gelişmemiş ya da çabuk etkilenen bebekler, çocuklar, gençler ve yaşlılar risk altında.'' diyor.

Yaz tatilinin sona ermesi de hastalık şikâyetlerini artırıyor. Yoğun iş temposu ve okula ayak uyduramayan birçok insan, psikolojik rahatsızlık geçirmeye daha müsait hale geliyor. Ayrıca sonbaharın gelmesiyle duyguları dengeleyen melatonin hormonunun normalin üzerinde salgılanması, kişinin gün içerisinde ruh durumunun değişmesine neden oluyor. Psikiyatrist Zafer Atasoy, bu dönemde ortaya çıkan belirtileri şöyle sıralıyor: "Göreceli olarak duygusal cevaplarda şiddetlenme, kendini huzursuz hissetme, iştahta oynamalar, uyku düzensizlikleri, çalışma ve verimde düşüş.''

Mevsim depresyonu 17-25 yaş grubunda daha sık görülüyor. Bu dönemde bazı kişiler kendilerini güçlü, güzel, özel yeteneklere sahip hissedebiliyor, bu nedenle de kendisine ve çevresine zarar verebiliyor. Her şeye gülüp, kimseyi umursamadan şarkılar söyleyip oyunlar oynayan kişiler, birdenbire yerinde duramayacak şekilde gergin, hayattan nefret eden ruh durumuna girebiliyor. Sonbaharda intihar olaylarında da artış gözleniyor.

Depresyondan korunmanın yolları:

Uyku düzeninize dikkat edin.

Dengeli ve yeterli beslenin.

Hafif ve sulu gıdalar tüketin.

Kafeinli içecekler yerine bitki çayları için.

Ilık suyla banyo yapın.

Yürüyüş ve egzersiz yapmayı ihmal etmeyin.

Pozitif enerji alabildiğiniz insanlarla birlikte olun.

Kalabalık ve karanlık ortamlardan kaçının.

Fırsat buldukça güneş ışığından yararlanın.

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Bekerecioğlu, vücuttaki her benin kötü olmadığını ve kansere dönüşmeyeceğini bildirdi.

Bekerecioğlu yaptığı açıklamada, insan vücudunda ''ben'' denilen çoğu zaman koyu renkli lezyonlar bulunabildiğini, benlerin sayısında yaşla birlikte artış yaşanabildiğini ve bir insanın yaşamı boyunca yaklaşık 100 adet beni bulunmasının normal olduğunu belirtti.

Benlerin insan vücudu için gerekli olduğuna ve vücutta artık hücreleri temizleyerek çöp kutusu görevi gördüğüne işaret eden Mehmet Bekerecioğlu, bazı benlerin ise ayrı tutulması gerektiğini ifade etti. Bekerecioğlu, ''Her ben kötü değildir, kötüye dönmez (kanserleşmez). Benlerde karakter ve huy değişikliği varsa, takip edilmeli ve gerekirse çıkarılmalıdır'' dedi.

Benlerde, herhangi bir kaşıma ve sürtme olmadan kendiliğinden bazı değişiklikler olduğunu anlatan Bekerecioğlu, bunları ''benin düzensiz hale gelmesi, sınırlarının ve etrafının girintili çıkıntılı olması, renginde değişiklik, benin çapının ve kabarıklığının artması'' şeklinde açıkladı.

Bu değişikliklerden biri veya bir kaçının oluşması durumunda hemen bir plastik cerrahi uzmanına başvurulması gerektiğine işaret eden Bekerecioğlu, şöyle devam etti:

''Bazı benler doğuştan vardır. Doğuştan olan benlerin çocuğun vücudunu kapladığı alan önemlidir. Bu alan büyüdükçe, bu benler üzerinden gelişecek deri kanseri riski de artar. Bu benlerin erken yaşlarda çıkarılması gerekir. Sonradan ortaya çıkan benlerin ortak özelliği ise güneş ışınlarına maruz kaldıkça kötüye dönme potansiyellerinin artmasıdır. O yüzden güneş ışınlarına maruz kalmaktan kaçınılmalı, güneşten koruyucu kremler ile ışınların zararlı etkileri azaltılmaya çalışılmalıdır.

Benlerin kötüye dönme potansiyelleri, genetik yatkınlıkla da ilgilidir. Her ben kötü değildir, ama benlerin sayısı fazla olan kişiler risk taşıyabilir. Ayrıca, açık tenli olmak da bir risk faktörüdür. Benler ile oynanmamalı ve tahriş edilmemelidir.''

AA

Trabzon'da elini patoz makinesine kaptıran ve baş parmağı kopan kişi, K.T.Ü. Farabi Hastanesi'ne sevk edildi. Ancak, cerrahi set bulunamadığı için parmağı yerine dikilemedi.

Trabzon'un Yomra ilçesinde eline fındık ayıklamada kullanılan patoz makinesine kaptıran ve baş parmağı kopan kişi, kaldırıldığı hastanenin acil servisi kapalı olduğu için bir başka hastaneye sevk edildi. Burada da cerrahi set bulunamadığı için yaklaşık 5 saat beklemek zorunda kalan kişinin kopan parmağı yerine dikilemedi.  

 

Alınan bilgiye göre, ilçeye bağlı Taşdelen köyünde oturan Raşit Sağlam (63), fındıkların patoz makinesinde ayıklandığı sırada, eline makinenin dişlisine kaptırdı.

Sağ baş parmağı kopan Sağlam, yakınlarınca kaldırıldığı Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinin acil servisi tadilat nedeniyle kapalı olduğu için yapılan tetanos aşının ardından Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesine sevk edildi.

Sağlam'ın kopan parmağı, getirilmesi rağmen Acil Servis'te müdahale seti bulunamadığı için yerine dikilemedi. Kan kaybını durdurmakta zorlanan acil servisteki doktor, ''müdahale seti bulunamadığı için müdahale yapılamıyor'' diye iki kez rapor tuttu. Yaklaşık 5 saat bekleyen Sağlam'ın parmağı, daha sonra da işlevini yitirdiği gerekçesiyle yerine dikilemedi.

Raşit Sağlam, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaşadığı acıyı hayatı boyunca unutmayacağını belirtti.

Hastane hastane dolaştığını anlatan Sağlam, yaşadıklarını şöyle anlattı:

''Karadeniz'in en gelişmiş hastanesi olarak bilinen Farabi Hastanesi'nde bir parmağa müdahale edecek cihaz ve ilaç bulunmuyor. Ben hastane doktoruna kızmıyorum. Onun gerekli malzeme olmadığı için yapacak bir şeyi yoktu. Acil servis gibi bir yerde bu tür vakalara müdahale edecek gereçleri koymayan sorumlulara kızıyorum. Zamanında müdahale edilseydi belki benim parmağım yerine dikilecekti.''

-BAŞHEKİM DOÇ. DR. ULUUTKU: ''SET VAR, O ANDA BULUNAMADI''-

Farabi Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Haluk Uluutku da, acil serviste bulunamayan ''hastaya müdahale setinin'' yoğunluktan kaynaklanan bir durum nedeniyle o anda bulunamadığını söyledi.

Doç. Dr. Uluutku, ''Bu setlerden acil serviste en az 30 tane vardır. Bu bir cerrahi settir. Fındık ayı olması ve Numune Hastanesi'nin acil servisinin kapalı olması nedeniyle elini, kolunu makineye kaptıran çok sayıda kişi hastanemize geliyor. Müdahale setleri de bu tür olaylarda kullanılıyor. Sonra sterilize edilip tekrar yerine konuluyor. Bu nedenle o an da bu setler de serviste bulunamadı'' diye konuştu.

Eğer dişlerinizin daha sağlıklı olmasını ve daha güzel görünmelerini istiyorsanız yaz henüz bitmeden güneşin tadını çıkartın.

D Vitamininin sağlıklı dişler ve kemikler için kalsiyum kadar gerekli olduğunu belirten Plusdent Diş Kliniği Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı D Vitaminin en önemli kaynağının ise güneş olduğunu söylüyor.

D vitamini kemik ve dişlerin oluşup şekillenmesinde vazgeçilmez bir vitamindir. Vücudun D vitamini gereksiniminin ise büyük ölçüde güneş tarafından sağlandığını belirten Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı güneş ışınlarından yeteri kadar yararlanmanın sağlıklı dişler ve kemikler için önemli oluğunu vurguluyor.  D Vitamini ve kalsiyum kemik kaybını önler ve iltihapları azaltır. Periodontal hastalığın fark edilebilir bir göstergesinin ise itihap olduğunun altını çizen Diş Hekimi Mehmet Kazandı özellikle Vitamin D ve kalsiyum eksikliği bulunan kişilerin periodontal hastalığa yakalanma riskinin arttığını belirtiyor. Periodontal hastalıktan kendilerini korumak daha sağlıklı dişlere ve kemiklere sahip olmak için kişilerin günde 10-15 dakika yalnızca ellerin güneşte bırakılması bile vücudun ihtiyacı olan D vitaminini kazanması için yeterlidir. Yeteri kadar güneşe maruz kalmayan yerlerde yaşayan bireylerin ise bu açığı kapatmak için süt, yumurta, peynir, ton balığı gibi yiyecekleri tüketmeleri gerekmektedir.

Mümkün olduğu kadar güneş ışığından yararlanmak gerekir ancak bunun için güneşin altında saatlerce kalmak gerekmiyor! Bunun yanında ozon tabakasında oluşan delikler nedeniyle çok fazla güneş ışığı da zararlı olabilir. Güneş ışınlarına fazla maruz kalıp olumsuz yönde etkilenmemek için ise yeteri kadar güneşten yararlanıp vücudumuzun ihtiyacı olan vitamin alınması sağlanmalıdır.

Genital Yol Enfeksiyonları
Genital bölgede ortaya çıkan enfeksiyonlardır. Bu enfeksiyonların bir kısmı, zaten normalde de vücutta bulunan mikroorganizmaların çeşitli nedenlerle hastalık yapıcı duruma gelmelerinden kaynaklanırken, önemli bir kısmı da cinsel temasla meydana gelir (cinsel yolla bulaşan hastalıklar, CYBH). Kan yoluyla ve tıbbi girişimler sonucunda da genital yol enfeksiyonları görülebilmektedir.

CYBH her türlü cinsel ilişki ile bulaşır. Tuvaletten, hamamdan, yanakta öpmeyle, el sıkışmayla, aynı ortamda bulunma ve özel eşyalarını kullanmayla, sinek ve böcek ısırığıyla ise bulaşmaz.
Bütün dünyada cinsel yolla bulaşan hastalıklar yaygın olarak görülmektedir. Cinsel yolla bulaşan 20 kadar hastalık vardır. Bunlar içinde en sık görülenler belsoğukluğu, frengi, cinsel organ siğilleri ve uçuklardır.

CYBH yaygın bir hastalıktır her yıl yaklaşık 333 milyon yeni vaka meydana gelmektedir. Dünyada günde bir milyon kişi CYBH'den birine yakalanmaktadır. Tanı tedavi ve sonuçların maliyeti önemli bir yüktür. Bu konu AIDS ortaya çıktıktan sonra tekrar popüler hale gelmiştir. CYBH'ın AIDS bulaşmasını kolaylaştırması HIV virüsünün daha kolay insandan insana geçişine olanak sağlamıştır.
CYBH'ın sıklığı hep olduğundan az bilinir. Önemli bir kısmı belirtisiz seyreder, bu kadınlarda daha sıktır. Bir faktör de belirtileri olan kişini doktora gitmekten çekinmesidir.

CYBH'ın sıklığını belirleyen bazı faktörler vardır:

Riski artıran davranışlar:

- Yakın zamanda cinsel eş değiştirmek,
- Birden fazla cinsel eş,
- Cinsel eşin birden fazla cinsel eşi olması,
- Seks işçileri, müşterileri ya da kiminle ilişkisi olduğu belli olmayan kişilerle ilişkide bulunmak,
- CYBH belirtisi olanlarla ilişkiye devam etmek,
- CYBH olanın eşini tedavi ettirmemesi,
- Bu davranışların herhangi birinde kondom kullanmamak

Biyolojik faktörler:
- Genç kızlar (mukoza yapıları daha müsait)
- Kadın > erkek (kadınlara cinsel ilişki ile hastalık bulaşma riski daha fazla çünkü mukoza yüzeyleri daha fazla)
- Sünnetsizlerde sünnetlilere göre daha fazla görülür

Sosyal faktörler:
- Güvenli seksi engelleyen sebepler,
- Tanı-tedavi gecikmesi ve bunlardaki zorluklar.
- Kültürel dinsel inançlar,
- Alışılmış, vazgeçilmesi güç cinsel ilişki davranışı,
- Yoksulluk.

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar, tedavi edilmedikleri takdirde ciddi sağlık problemlerine neden olabilen hastalıklardır. CYBH’lar bazen hiç belirti vermeyebilir ya da varolan belirtiler kendiliklerinden kaybolabilir. Her iki durumda da tedavi olana kadar hastalık geçmiş sayılmaz.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklarda yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan bir başka problem ise bu hastalıklara neden olan mikroorganizmaların mevcut olan antibiyotiklere karşı direnç geliştirmesidir.
Tedavi edilmeyen CYBH’ın sonuçları

1. Tüm genital yapıları kapsayan yaygın enfeksiyonların tedavi edilmemesi durumunda dış gebelik oluşma riski 7-10 kez artar.
2. Bel soğukluğu, klamidya, genital uçuk, frengi g,b, genital yol enfeksiyonları olan kişiler AIDS’e maruz kaldıklarında, hastalığın oluşma riski daha da artar.
3. İnsan papilloma virüse maruz kalındıktan 5-30 yıl sonra rahim ağzı kanserine neden olabilir.
4. Dış gebelik ya da tüm genital yapıları kapsayan yaygın enfeksiyonlar zamanında tedavi edilmediği taktirde kadının hayatına mal olabilir veya tedavi yetersizse pelvik yapışıklıklar ortaya çıkabilir.
5. Bel soğukluğu, frengi, genital uçuk ve klamidya mikroorganizmalarının neden olduğu genital yol enfeksiyonları; doğum sırasında anneden bebeğe bulaşarak yenidoğanın akciğer enfeksiyonu, göz enfeksiyonu veya merkezi sinir sistemi enfeksiyonlarına, hatta bebeğin ölümüne neden olabilir.
6. Dünyadaki toplam 60-80 milyon kısır vakanın %30-60’ının nedeni tedavi edilmemiş cinsel yolla bulaşan hastalıklardır. Tedavi edilmemiş bel soğukluğu veya klamidyası olan erkeklerin %20-40’ı ve tedavi edilmemiş yaygın genital yol enfeksiyonu olan kadınların %55-85’i sağlık kuruluşlarına kısırlık nedeni ile başvurmaktadır. Kısırlık bazı toplumlarda önemli bir boşanma nedeni ve sosyal bir sorundur.
Genital yol enfeksiyonu olanlar her zaman bunun farkında olmayabilirler. Bazı hastalıklar, kadında veya erkekte bir şikayete neden olmazlar, ancak laboratuar testleriyle teşhis edilebilirler. Ancak bu durum, tedavi edilmezlerse yol açacakları sorun olmadığı anlamına gelmez.

Genital yol enfeksiyonu olan kişilerde, genellikle aşağıdaki sorunlardan biri vardır;
*vajinal veya üretral akıntı
*genital ülserler (yaralar) ya da kasık bölgesinde büyümüş bezeler
*alt karın ağrısı
*genital cilt lezyonları

Genital yol enfeksiyonunun genel belirtileri

*Kadın veya erkekte cinsel organların veya ağzın çevresinde yara, siğil veya kabarcıklar( bunlar ağrılı veya ağrısız olabilir, kendiliğinden iyileşebilirler)
*İdrar yaparken, dışkılama ve cinsel iilişki sırasında yanma ve ağrı,
*Cinsel organların etrafında ve kasıkta ağrılı veya ağrısız şişlik,
*Cinsel organlarda veya vücutta yaygın kaşıntı,
*Soğuk algınlığına benzer belirtiler (diğer belirtilerden önce veya onlarla birlikte)
*Erkekte peniste akıntı,
*Kadında vajinadan her zamankinden farklı koku ya da akıntı gelmesi, vajinada yanma ya da kaşıntı,
*Karnın alt bölümünde ağrı,
*Adet dışı kanama.

Vajinal ya da üretral akıntının nedenleri


*mantar (kandida)
*trikomonas
*gonore (bel soğukluğu)
*klamidya
*bakteriyel vajinozis
*genital herpes (genital uçuk)
HIV enfeksiyonu ve AIDS
AIDS'in etkeni HIV "Acguired Immune Deficiency Syndrome" kelimelerinin baş harflerinden oluşmuştur ve "Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu" demektir. HIV girdiği vücutta enfeksiyon oluşturur. Vücuda giren mikroplara karşı koyma yeteneği azalır ve yok olur. HIV enfeksiyonlunun ve AIDS hastasının kanında, sperm sıvısında veya vajina sıvısında HIV bulunur. HIV kan nakli ile, HIV'li kan bulaşmış kesici ve delici aletlerle, şırınga ve iğnesi ile bulaşır. En önemli bulaşma yolu cinsel ilişkidir ve her türlü (vajinal, anal, oral) cinsel ilişki ile bulaşır. Sperm sıvısı, vajina sıvısı ve adet kanında bulunan HIV'ın ağıza girmesi de bulaşmaya sebep olur. Gebelikte, doğum sırasında ve süt emzirmede anneden bebeğine HIV bulaşabilir. CYBH'ı olanlar AIDS'e daha duyarlıdırlar. Tanıda kullanılan anti-HİV testi ile kanında antikor bulunan kimseye "HIV pozitif" kişi denir. HIV taşıyıcısı enfeksiyonunu başkalarına bulaştırabilir. Antikorlar, HIV vücuda girdikten 3 ay sonra oluşurlar. Şüpheli durumdan 3 ay geçmeden test yapılmamalıdır. HIV enfeksiyonu başladıktan sonra AIDS hastalığının oluşması için geçen dönem 5-15 yıl gibi çok uzundur. Bu süre içinde kişi hiçbir belirti hissetmeyebilir. Bu süre sonunda zayıflayan bağışıklık sistemi pek çok hastalığa açık hale gelir. Direnci azalan vücutta, HIV'in etkisi yanında çeşitli mikroplar (bakteri,mantar, virus, protozon) deri, solunum, sindirim, merkez sinir sistemi gibi çeşitli doku ve organlara yerleşip hastalık oluştururlar; bunlara "fırsatçı enfeksiyonlar" denir. Ayrıca direnci kırılmış vücutta az görülen kanserler gelişebilir. HIV enfeksiyonu başladıktan sonra, kişinin yaşam koşullarına ve vücut direncine göre AIDS hastalığı belirtileri yıllar sonra ortaya çıkar. AIDS'li hasta çok defa fırsatçı enfeksiyonların oluşturduğu komplikasyon sonucu ölür. .AIDS'in bugün için kesin tedavisi yoktur. Ancak tedavideki son gelişmeler hastaların daha uzun ve nitelikli bir ömür sürmelerini sağlamaktadır

Hepatit B
Etken olan Hepatit B virüsü karaciğer iltihabına (hepatit) neden olur. Kuluçka süresi 2-6 ay arasında değişir. Belirtileri yorgunluk, halsizlik, bulantı, karın ağrısı, bazen eklemlerde ağrı ve ateştir. Daha sonra sarılık belirir; gözlerin beyaz kısmı, bazen deri sararır. İdrarın rengi koyulaşır, dışkının rengi çok açılır. Belirtiler haftalarca bazen aylarca kalır. Hepatit B vakalarının %90'ında virüs vücuttan tamamen yok olur ve belirtiler kaybolur; %5-10 vakada virüs vücutta kalır, antikorlar meydana gelmez ve kişi taşıyıcı olur. Taşıyıcıda belirti yoktur ve sağlıklı görülür %1 hepatit B vakası iyileşmez ve ölümle sonuçlanır. Virüs hasta kişinin kanında, sperminde vajina sıvısında, ve tükürüğünde bulunur. Özellikle kanla ve cinsel ilişki ile bulaşır. Son yayınlarda oral bulaşmadan da söz edilmektedir. Kan nakli için alınan kanlar test edilmekte ve kan yoluyla bulaşan hastalıklar konusunda taranıp öyle transfüzyonuna izin verilmektedir. Kişide hepatit B varsa kanı başkasına verilmez. Kanla bulaşmadan korunmak için virüslü kanla temas etmemelidir. Şırınga ve iğne, diş fırçası ve tıraş makinesi bulaşmaya neden olabilir. Akut HBV enfeksiyonu tedavisinde etkene yönelik tedavi yoktur. Genellikle genel durumu düzeltmeye yarayan destekleyici önlemler kullanılır. Kronik enfeksiyonlarda ise viral replikasyon değerlendirilerek gerekirse interferon uygulanabilir. Vakaların %40’ında bu tedavi başarılı olabilmektedir. Bunun yanı sıra antiviral ilaçlar örneğin AIDS tedavisinde de kullanılan Lamivudine in HBV tedavisinde de etkili olduğunu gösteren çalışmalar vardır. Nadir olarak taşıyıcıda kronik karaciğer iltihabı ve daha sonra kanser oluşur. Hepatit B'den korunmanın en önemli yolu aktif bağışıklamadır (aşı).

Bel Soğukluğu (Gonore)
Çok yaygın görülen bu hastalığın etkeni gonokoklardır. Hastalığın kuluçka süresi 2-6 gündür. Üretra (dış idrar yolu), vajina, anüs, ve boğaz mukozası iltihaplanır. Erkekte üretra ağzından sarı yeşilimsi akıntı mevcuttur. İdrar yaparken yanma ve ağrı vardır, sık sık ve az miktarda idrara çıkılır. Bazen hiç belirti olmayabilir. Kadında çoğunlukla belirti yoktur. Normalde görülen vajina akıntısı artabilir, yeşil veya sarı renkte ve kötü kokuludur. İdrar şikayetleri bulunabilir. Kadında ve erkekte akıntı ağıza bulaştığında boğaz enfeksiyonu olur, ağız içi ve boğaz kızarır ve ağrı vardır. Anüs infekte olduğunda genellikle belirti olmaz, anüste yanma ve hafif ağrı olabilir, dışkıda mukus ve kan görülebilir. Gonokok göze bulaştığında göz iltihabı yapar. Doğum sırasında çocuğun gözüne bulaşıp iltihaplanmasına sebep olabilir. Belsoğukluğu kolay tedavi edilir. Hastanın cinsel eşine de tedavi verilir ve cinsel perhiz önerilir. Tedavi edilmezse, erkekte ve kadında infertiliteye (kısırlığa) neden olabilir.

Frengi (Sifiliz)
Frengi çok tehlikeli, kuluçka süresi 2-12 hafta olabilen bir hastalıktır. Kronikleşmeye eğilimlidir ve başlangıcından itibaren tüm vücutta çeşitli belirtiler verebilir. İlk yerleştiği yer penis, vajina anüs ve ağız olabilir. Frengide bir veya daha fazla sayıda, üstü açık, bir cm boyutlarında sert ve ağrısız yaralar oluşur. Vajina ve anüsün içinde olduğunda yara görülemez. Etken daha sonra kan yolu ile bütün vücuda yayılır. Kasık ve boyun lenf bezleri şişebilir. Tedavi edilmezse de yara kendiliğinden iyileşir. Yaranın iyileşmesi hastalığın geçtiği anlamına gelmez, frenginin ikinci dönemi başlar; ellerde, ayaklarda ve vücudun diğer kısımlarında kızarıklıklar oluşur ve bir süre sonra geçer. Ayrıca baş ve boğaz ağrısı, ateş yorgunluk, saç dökülmesi, genital bölgede siğile benzer döküntüler olur. Gebelikte anneden çocuğa frengi geçer. Frengi tedavi ile tamamen iyileşebilir. İlk ve ikinci dönemde tedavi edilmezse etken vücutta kalır ve hastalığın uyuyan dönemi başlar. Kişi hastalığın farkında değildir, ancak yapılan test hastalığı belirler. Yıllar geçince beyin harabiyeti sonucu akıl hastalığı, omurilik harabiyeti sonucu felç, kalp hastalıkları, körlük ve kemik iltihapları ortaya çıkabilir.
Bakteriyel Vajinoz
Vajinada, normalde bulunan bazı mikroorganizmaların etkisiyle ortam asidiktir. Bunun için birçok bakteri vajende üreyemez. Antibiyotik kullanımı, bazı kronik hastalıkların varlığı ve ilerlemesi ile ortamın asidikliği azalır ve bu ortamda çeşitli bakteriler ve mantarlar üreyebilir. Bakteriyel vajinoz böyle bir hastalıktır. Bu hastalıkta vajinadan çürümüş balık gibi kötü kokulu akıntı gelir, kaşıntı olabilir. Erkek hasta olsa da belirti görülmez. Belirti görüldüğünde tedaviye başlanır ve kolay tedavi edilir. Tedavisi mümkün ve kolaydır.

Klamiyidoz
Çok yaygın görülen bu hastalığın etkeni chlamydia trachomatis adlı mikroorganizmadır, hastalığın kuluçka süresi 1-2 haftadır. Kadında rahim ağzı ve idrar yolu iltihabına neden olur. Erkekte peniste akıntı olur, çoğunlukla sabahları bir damla şeffaf akıntı, ağrılı idrar yapma görülür. Kadında vajinada akıntı, ağrılı idrar yapma, dış genitallerde hafif kaşıntı ve karın ağrısı olur. Klamidyozda bazen hiç bir belirti görülmeyebilir, fakat kişi bulaştırıcıdır. Bel soğukluğu ile birlikte bulunabilir. Doğum sırasında anneden bebeğine bulaşabilir. Klamidyoz kolay tedavi edilebilir. Tedavi edilmezse; kadında tüplerde iltihaba, dış gebeliklere ve kısırlığa neden olabilir. Erkekte de kısırlığa yol açabilmektedir.

Kandida Vajiniti
Hastalık hafif seyirlidir. Cinsel ilişki olmadan da insana bulaşabilir. Fazla yorgunluk, stres, doğum kontrol hapları kullanımı, diyabet, gebelik, fazla ve uzun süreli antibiyotik kullanımı enfeksiyonu kolaylaştırır. Kuluçka dönemi 2-5 gündür. Kadınların çoğunda özellikle gebelikte hiç bir belirti yoktur. Kadınlarda ağrılı cinsel ilişki, ağrılı idrar yapma, vajinadan peynirimsi beyaz akıntı, dış genitalde yanma ve kaşıntı, vajen ve dış genitalde şişlik ve kızarıklık görülebilir. Erkekte çoğunlukla belirti görülmez, penisin ucunda kızarma ve kaşıntı olabilir. Tedavi kolaydır, belirtiler olduğunda tedaviye başlanmalıdır.

Rahim ağzı ve idrar yolu iltihabı
Rahim ağzı iltihabı olan kadınlarda anormal vajinal akıntı olabilirse de çoğu zaman belirti yoktur. Çoğu zaman farklı nedenlerle yapılan jinekolojik muayenelerde saptanır. Tedavisi mümkündür ve etkene yönelik yapılmalıdır. Tedavi edilmezse kısırlığa neden olabilir.

Genital herpes

Tedavisi olmayan tekrarlayan yaraların olduğu viral bir hastalıktır. Bulaşma cinsel ilişki ile olur. Kuluçka süresi 2-20 gündür. Hastalık kaşıntılı ve yanmalı kızarık halka şeklinde bir yarayla başlar. Daha sonra kızarık zeminde içi su dolu minik kabarcıklar ve bu kabarcıkların kendiliğinden yırtılması ile ortaya çıkan girintili çıkıntılı kenarlı yaraların görülmesi hastalık için tipiktir. Ateş, halsizlik, ağrılı beze büyümeleri görülebilir. İlk enfeksiyondan sonra tekrarlayan enfeksiyonlar görülür. Tedavisi mümkündür ve geciktirilmemelidir. Cinsel eş tedavisi de yapılmalıdır.

Genital siğil
Genital ve anal siğillerin nedeni human papilloma virüstür. Kuluçka dönemi 9-12 aydır. Siğiller tek ya da çok sayıda, yumuşak, ağrısız, karnıbahar görünümünde olup genelde anüs, vulvovajinal bölge, penis, üretra ve perinede yerleşir.Tanı tipik görünüme dayanır. Cinsel ilişki ile bulaşır. Tedavisi çok doyurucu değildir. Rahim ağzı kanserlerine neden olduğu düşünülmektedir.

Molluskum Kontagiozum
Cinsel ilişki dışında vücut teması veya ortak kullanılan havlu ya da eşyayla da bulaşabilir. Kuluçka süresi 1 hafta ile 6 ay arasında değişir. 2-4 mm çapında, bazen daha büyük, kül renginde inci gibi siğile benzer nodüller oluşur, tek tek ya da gruplar halinde görülür. Nodüller genital bölgede, kollarda, bacaklarda, ve saçlı deride bulunabilir. Kaşınma ve ağrı olabilir. Çoğunlukla kendiliğinden iyileşme görülür. Tedavide her lezyon sıkılıp içindeki peynirimsi madde çıkarılır ve içine fenol uygulanır.

Trikomoniyazis
Kadınlarda vajen ve rahim ağzında, erkekte üretra ve prostatta enfeksiyona neden olur. Oldukça yaygın, hafif seyirli, kuluçka süresi 4-20 gün olan bir CYBH dır. Vücutta uzun süre bulunduğu halde belirti vermeyebilir. Erkekte belirti çok seyrek görülür. Bazen sabahları penisin ucunda hafif bir akıntı olur, idrar yaparken hafif yanma olabilir. Kadında da belirti olmayabilir ya da vaginal akıntı,vajen ve vulvada kaşıntı şikayeti olabilir. Akıntı köpüklü, sarı yeşil renkte ve çok kötü kokulu olabilir, bazen ağrı vardır. Eşlerin tedavisi de önemlidir.

Uyuz
Uyuz hastalığını oluşturan parazit kene türü Sarcoptes scabiei dir. Dişi parazit deride incecik tüneller açarak yumurtalarını bırakır. 3-4 gün sonra yumurtalar açılır ve 18 günde parazit erişkin şekle geçer. Uyuz fazla kaşıntı yaparak rahatsızlık verir. Tipik olan parmak aralarındaki kaşıntılardır. Uyuz kişi ile yakın temasta parazitin geçişi sonucu bulaşır. Böcekler vücuda geldikten 3 hafta sonra vücutta çoğunlukla akşam ve gece kaşıntı başlar, kaşıntı yatakta çok artar, özellikle bilekte ve parmaklar arasında, kırmızı-mor nokta şeklinde tünellerin ağızları görülür. Genital bölgede de küçük morumsu noktalar görülebilir. Fazla kaşıntı derinin yaralanmasına sebep olur. Uyuz tedavi ile kolayca iyileşir. İlaçla ölen uyuz parazitleri deride allerjik reaksiyon yapabilir ve kaşıntıya sebep olurlar. Birlikte yaşayan kişilerin beraber tedavi olmaları gerekir.

Kasık biti
Kuvvetli bacakları ile kıla tutunan kasık biti özellikle pubisteki, kasıktaki ve genital bölgedeki kıllara yerleşir. Vücudun ön kol, göğüs gibi diğer kısımlarına da yerleşebilir. Deriden kan emer ve kaşıntı yapar. Deride kırmızı morumsu lekeler görülür. Tedavisi kolaydır, bit öldüren ilaçlar deriye sürülür. Bir hafta sonra tekrar ilaç sürerek yumurtadan çıkan yavrular da öldürülür. Tedaviye başlandığında çamaşırlar, yatak takımları ilaçlanıp yıkanmalı, kasık biti ve yumurtalarından arındırılmalıdır.

Korunma
Cinsel ilişkide bulunacağınız kişide sizi tedirgin eden bir belirti ile karşılaşırsanız cinsel ilişkide bulunmayınız.
Her cinsel ilişkide kondom kullanınız! Yanınızda kondom bulundurunuz, kondom CYBH'ların birçoğuna karşı koruyucudur.
Damar yoluyla uyuşturucu kullanıyorsanız, başkalarının kullandığı enjektörleri kullanmayınız !

Dövme, epilasyon, manikür yaptırırken steril aletlerle yapılmasına dikkat ediniz!

Dr. Osman Denizhan Özgün
Maya Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi, Ankara

Tel: 0312 448 22 21 - 0312 437 28 28

Ağız sağlığını korumanın temelinde doğru yapılan ağız ve diş temizliği yatıyor. Bu nedenle diş fırçalamaya ayrı bir özen gösterilmeli.. İşte diş fırçalamanın püf noktaları: 

DR. ABDÜLKADİR NARİN'in haberi

Ağız sağlığını korumanın temelinde doğru yapılan ağız ve diş temizliği yatıyor. Bu nedenle diş fırçalamaya ayrı bir özen gösterilmeli; iyi bir fırçalama 4 dakikanın altında olmamalı, diş fırçası üç ayda bir değiştirilmeli.

Çürük oluşumunu nasıl önleyebiliriz?

Çürük oluşumunu engelleme; beslenme alışkanlıklarının gözden geçirilmesi, ağız bakımının iyi yapılması ve en önemlisi koruyucu hekimlik uygulamalarından faydalanılması ile mümkündür.

Ağız bakım ürünlerini nasıl seçmeliyiz?

Ağız bakım ürünlerinin değerlendirilmesinde flor içerikli ürünler ön plana çıkmaktadır. Fakat ağız bakımında temel prensip, mekanik olarak tüm diş yüzeyleri ve cevre dokuların temizlenmesi olduğundan, diş hekimleri özellikle belli bir ürünü tavsiye etmekten kaçınırlar. Bunun yerine hastalara iyi bir oral hijyen eğitimi verilmesi ve ağız bakımı konusunda motivasyonunu artırılması hedeflenir. Bu anlamda koruyucu hekimlik uygulamaları ile 6 aylık periyotlarda yapılacak muayeneler büyük önem kazanmaktadır.

Bir diş fırçasını ne kadar kullanabiliriz?

Dişlerin düzenli fırçalanması durumunda 3 aylık periyotlarda fırçanın yenilenmesi doğru olacaktır.

En doğru diş fırçalama tekniği hangisidir?

Hastalarımızla mülakatlarda ciddi bir şekilde üzerinde durduğumuz konuların başında, diş etlerinin sağlığının korunmasına yönelik uygulayacakları fırçalama şekli geliyor. İyi bir fırçalama 4 dakikanın altında olmamalı, diş-diş eti birleşim hattının üzerinde gıda artıkları kalmayacak şekilde bir yol hedeflenmelidir. Fırçanın hangi şekilde tutulacağı ve hangi yönde hareket ettirileceği, kullanıcının durumuna göre belirlenir. Bu yüzden bu soruya en doğru cevabı hekiminize danışarak almalısınız.

Uygun bir teknik kullanılmazsa dişler zarar görür mü?

Kesinlikle zarar görür. Muayenelerimiz sırasında yanlış fırçalama sonucunda dişler üzerinde oluşmuş defektleri sıkça görüyoruz.

Diş etlerinin fırçalanması neden gereklidir?

Dişetleri demek yerine, diş-dişeti birleşim hattı demek daha doğru olacaktır. Bu hat ağız sağlığının en zayıf komponentini oluşturur. Diş-dişetleri arasında bulunan oluk, bakteriler için aşılması nispeten en kolay bariyerdir. Fırçalanırken hedeflenen şey bu olukta mikrobik dental plağın birikiminin engellenmesidir.

Fırçadan başka diş temizlik araçları var mıdır?

Diş ipleri, ara yüz fırçaları, elektrikli fırçalar, ağız gargaraları ve ağız duşları başlıca akla gelenlerdir. Diş ipi kullanımı ara yüzeylerde fırçalama ile ulaşılması mümkün olmayan alanlar için gereklidir. Ara yüz fırçalarını özel durumlarda belli bölgeler için önerebilmekteyiz. Bu temizlik araçlarının kullanım kombinasyonlarını oluşturmak, ağza özel öneriler almak gerekir.

Bugün